Bu yazı sene sonu çıkan okul dergisi için hazırlanmıştır..
Ortaokul yıllarımı hiç unutamayacağımı ve o günleri asla bir daha yaşayamayacağımı düşünüyor iken liseyi bitirmiş bulunmaktayım. Ortaokuldaki edebiyat öğretmenim lise başkadır esas o günleri unutamazsın demiştide inanmamıştım. Son günler yaklaştı buram buram hasret kokar oldu, her geçen saniye..
Babamla beraber okulailk geldiğim günde babam okulun ağaçlarını görüp “Sen burda çok yaprak toplarsın” demişti. Şükür ki neredeyse hiç yaprak toplamadım. Çöpümü hiç yere atmadım. Hocalarımı saydım. Türktüm öğündüm ama pek çalışmadım. Kimseyi kırmamamya çalıştım. İlk senem etrafımdakileri tanımakla geçti. İkinci senem kendimi tanıtmak. Üçüncü senem mücadele ve inanç. Dördüncü seneyi henüz anlamış değilim.
Gecenin kör bir saati. Sınav sonuçları için internete giriyorum. Sonuç Beyoğlu Anadolu Ticaret Meslek Lisesi. Ertesi günlerden birinde kopup geliyorum, zorda olsa buluveriyorum. Sonrası malum, kayıt falan feşmekan..
Şimdi size ne anlatayım? Arkadaşlarımımı, hatıralarımı mı, öğretmenlerimi mi veya yöneticilerimimizi mi? Öğüt versem almazsınız ki! Çünkü siz koskoca Beyoğlu Anadolu Ticaret Meslek Lisesi’ni kazanmış nadide öğrencilersiniz. Bu yanılgı ve boşvermişlik hayatınızı sömürüyor sizi bitiriyor farkında değilsiniz. Kişiyi kişi yapan kavramları bir celsede düşürmek ve yok etmek üzere yola çıkmış birer yaramaz öğrencilersiniz.
Ben yazacağım gene bildiğinizi okuyacaksınız. Okuyanlar ve yazanların yönetimine tabii olmaya devam edeceksiniz, birer köle misali…
Neyse siz hepsini boşverin ben hatıralarımla yazıya başlıyayım;
Okulun ilk günü bahçede fırından yeni çıkmış okul kıyafetleri ile acayip sırıtıyoruz. İlk tanışmam Ufuk’la oldu ve öylecene devam etti. Sıraya toplanmakiçin beklerken bir yandan da müzik çalıyordu. Tarkan {Kış Güneşi}. Nasıl hatırlıyorum ama? Koyun misali sıralarımızın yeri bize bildirilmiş ve yerimize geçmişiz. Bir yandan da “Hoşgeldiniz Çömezler” tebriklerini istesek de istemesek de kabul ediyoruz.
Hazırlık çok vahim bir seneydi. Okul Müdürü’nün bile gelip ne kadar yaramazsınız, niye geldiniz bu okula dediği bir sınıftık biz. Sene sonu kalanlar çoktan belli idi. Arada sıyrılsak hiçde fena olmazdı yani. İngilizcem çok kötüydü ne yapayım? O sene unutamadığım en anlamsız cümle Selçuk’un ben sayısal zekaya sahibim bahanesi idi. Zorda olsa tekme tokat bitiriverdik hazırlığı. İlk kalp ağrılarımın başladığı senedir ayriyetten. Neyseki şimdi kalktı bu hazırlık safsatası.
Dokuzuncu sınıf, ey gidi dokuzuncu sınıf. En eğlenceli sınıf. En çok özlediğim yıl.
Dokuzuncu sınıfta en güzel geçen derslerden birkaç alıntı yaopayım;
Fizik: Bu dersimize giren hoca (Tarık) fevkalede idealist bir Fizikçi idi. Çok eğlenceli ve zorlamayan dersler geçirdik. İlk dönem 4 ikinci dönem 5 ile harikalar yaratmıştım. Meslek lisesinden yakındığı için düz liseye geçeceğini söyledi ve sene sonunda gitti dahada gelmedi.
Kimya: İlk dönem Serkan hocanın periyodik cetveli ezberletmesini hala unutamıyorum. Sözlüden 80-90 civarında almıştım. Ezberleme taktiğimden bir sır vereyim; Sodyum Naci
İkinci dönem okulumuza Müdür olarak atanan Erol Kahraman Kimya dersi ile daha eğlenceli derslere geçtik. İlk dönem Serkan Hoca’dan ders nasıl işlenir eğitimi aldığıma emin olabilirsiniz. Otokontrolü fevkalede başarılı idi. İster istemez Kimya’ya ilgi duyuyor ve oldukça başarılı sonuçlar alıyorduk. Erol Hoca’yı ise tahta başında kişisel gelişim uzmanı olarak görüyordum. Birazda Abdulkadir Akgündüz’ü bana anımsatıyordu. Ayriyetten idarecinin derse girmesi okul hakkındaki son dakika gelişmelerinden haber almanızıda sağlar, tavsiye ederim.
Tarih: Bu dersi bir tek benim ilgiyle izlediğime eminim. Çok soru sorardım. Hocamızın ismini şimdi hatırlıyamadım ama çok ileri görüşlü Elvis saçı ile karizmatik bir adamdı. Arada çok sinirlenir -Susun len diye bağırırdı.
Veee Matematik:Emine hoca Sanırım onu unutabilen bir tek öğrenci yoktur. Fevkalede bir öğretmen olmasının yanında Süper bir annedir. Ne derdin varsa ilgilenir, anında çözer. Derste hafif bir dalgınlığım olduğunda hemen aynı soruyu yöneltirdi; -Ne oldu Enis, Aşk hayatında bir problem mi var? Bu soruyu ileride kullanacağımız ve Emine hocayı kandırabileceğimizi aklımın ucundan dahi geçiremezdim. Olay şöyle gerçekleşti. Sınıfın %80′i bir ve sıfır arasında ortalama ile kalıyorduk. Emine hocada son sınava hazırlık için okul bitiminde (dersler bittiğinde) ders vermeye karar verdi. Bizde erkekler olarak her zamanki gibi bizim için yapılan derslere gitmedik ve yazılıdan gene 1 aldık. Emine hoca sonuçları okurken bir bir derse gelmediğimizden bahsetti ve artık sizin için yapabileceğim yok kaldınız dedi.
Ne şanstırki aldığım derginin birinden bir kızın fotoğrafı vardı. Kızın resmi tab edilmiş normal bir fotoğraftı. Bütün sınıfın elinde geziyor herkes Ömerin yavuklusu imiş diyordu. En sonunda tabii ki Emine Hocanın eline geçti. Emine hoca bana dönüp kim bu Enis dedi. Ben gülmekten kırılıyor cevap veremiyordum. Bizim atılgan yavru Parlak Ömer atıldı; -İşte hocam o bizim derse gelemeyeşimizin nedeni. Ömerin nişanındaydık ondan gelemedik.
Emine hoca şok Uzun uzun tartışmalar, ardından Emine Hoca’nın genel affı.. Sıyırdık anladğınız..
Hemen onuncu sınıfa atlıyorum. Kaçıncı sınıf? Onuncu ![]()
Bu sene için iki önemli faktörden bahsetmeden geçemeyeceğim. Hülya ve Nora Hoca. Ayriyetten kankidirler.
Hülya Hoca’yı tanır ve namını bilirdik. Lakin Nora Hoca o sene okulumuza yeni gelmişti. İlk izlenim ile sıfırcı bir hoca olduğuna karar kılmıştım. Çok ama çok yanılmışım..
Hülya Hoca Girişimcilik ve Ekonomi derslerimize giriyordu. Dersi güncel olaylarla beraber işler, bu doğrultuda tartışır öğrenirdik.
Nora Hoca ise Muhasebe dersine girerdi. Fevkalede eğlenceli bir ders olurdu. Unutmadık unutturmayacağız..
Onbirinci sınıf ilk ders; Atilla Hoca sınıfa giriyor ve direk bana bağırıyor.. Burak’a bağırdığım için.
Ne kadarda pozitif bir başlangıç (!) Atilla Hoca sene başından beri bana bir ithamda bulunuyor bilen bilir. “Oğlum sen varya CIA ajanısın” cevabı buradan vereyim; olabilir hocam neden olmasın? Hiç ingilizcesi olmayan birine çok abes kaçacak bir itham.
Bu sene aldığım en büyük iltifat ise Hüseyin Hoca’dan geldi. Çok sevdiğim idealist bir insan bana bunu söylediya gerisi boş yani. “Senin gibi bir öğrencinin velisi olayım 50 Milyarda borcum olsun” Çok duyugulandım ne diyeyim?
Sanırsam bu dergiyi elinize aldığınızda okul bitmiş ya da bitmek üzere olucak. Muhtemelen son sınıflar tatilde, geriye kalanlar devamsızlıklarını kullanma taraftarı olacaklardır. Peki geriye dönüp hiç muhasebe yapan yok mu aralarında? Bence çok az. Gende birkaç önerim olacak geride kalanlar;
-Kızıcaksınız ama çalışın çalışın çalışın.
-Okuyun, dergi, gazete, blog (web günlüğü) ve bol bol kitap.
-Yazın aklınız ne gelirse, dökün kağıda ya da web’e.
-Bol bol sorun, hocalarınıza idari yetkililere ve rehberlik hocanıza. (Kafanıza ne takılıyorsa)
-Sosyal olun.
Hiçbirini yapamadınız bari düşünün… (Ne olacak benliğinizin hali?)
Artık bitti.. Liseninde sonuna geldik. Biraz ağlamaklı, duygusal tripler, gayriihtiyari gözyaşları, garip kalmış bir ruh, ayrılık acısı..
Gidiyoruz, bir daha asla oturamayacağımız sıralar, öğrencisi olamayacağımız değerli hocalar, unutamayacağımız hatıralar..
Seviyoruz, baştan sona kadar öğrenciliğimizi, bir tanecik kankilerimizi, dostlarımızı, kapkara bahtımızı..
Biliyoruz, geri dönemeyeşimizi..
Sağlıcakla kalın..
Saygı ile..
Ömer Enis ŞEN
Selam bugün sizin okulda girdim Öss’ye… dün meraktan da bakmıştım buraya çok hoş olmuş yazı
Teşekkür ederim Neslihan. Senin kritik bir dönemeçten geçtiğin okulda biz ne hatıralar yaşadık bir bilsen. Beyoğlu Ticaret diğer okullar gibi değildir. Ev gibidir. Herkes birbirini tanır bilir.
Sana mutlu ve başarılı yıllar
yazın tek kelimeyle harika
meraba enis abi busene son oksye girdim düşük puan aldım ama diploma puanım çok yüksek bu yüzden de sizin okula gelicem inşallah herkes çok övüyo yazdığın veda yazısına bayıldım yazdığın için çok teşekkürler kendine iyi bak .
HOŞCAKAL:)